31 Mart 2013 Pazar

"Daha fazla iş denedikçe, birtakım ölçütleri listeleleyip o ölçütlere uyan bir iş bulmanın hiç de rasyonel bir yöntem olmadığını daha iyi fark ettim. Mesele biraz gönül işlerine benziyordu. Bir sevgilim yokken, erkek arkadaşımda olması gerektiğini düşündüğüm niteliklere dair kafamda bir liste vardı. Ama listedeki tüm ölüçütleri karşılayan bazı erkekler benim için hiçbir şey ifade etmiyordu. Ve bazen de listemdeki ölçütlerin yarısını bile karşılamayan biriyle karşılaşıp çarpılıyordum. Sanırm iş ararken de aynısı oluyor. Bunu bir sanat yönetmenini seyrederken keşfettim; bir reklam ajasında çalışmak bile ideallerimi karşılamadığında, tamam dedim kendime. Belki de mesele düşünme ve plan yapma meselesi değildi, bir sürü işle flört edip kıvılcım çakana dek bu flörtlere devam etmekti..."

Kendimize Uygun İşi Nasıl Buluruz?
Roman Krznaric

2 Ekim 2012 Salı

Bir kız arkadaşım, onun liseden beri tanıdığı ama sevişmediği bir erkek arkadaşı ve ben dışarı çıktık. Üç kişilik küçük grubumuz içerisinde ikisinin arasındaki cinsel çekimi fark etmemek mümkün değildi. Onlar istedikçe, ben gerildim. Benim anlamadığım bir sürü güzel espri dönmüşçesine ortama yabancılaştım. Tam o anda kendimi "süzme" gibi hissetmeye başlamıştım.

"Süzme" şudur:

Kendi ortamı içerisinde değerlendirmeye tenezzül edilmeyecek insanlar. Çoğu zaman rahatsız edici olmayanlar. Çoğu zaman sahip oldukları niteliklerden önce iletişim kurma becerilerinin onları saf dışı bıraktığı insanlar.


Ana dili Türkçe olmayan herkes benim için süzmedir. Yabancı erkeklerle ilişki kurmaya çalışmanın kolay olmasının nedeni sanırım bu. Onları daha süzme görmem. Nerede yabancıysanız ya da hissediyorsanız orada süzmesiniz. Kaçınılmaz bu.

Tüm bunlara rağmen, arkadaşlarımın deneyimlerimden yola çıkarak söylemem gerekirse, en iyi sevişmeler, süzme insanlarla yaşanıyor.

Süzme bulursanız kaçırmayın.




1 Nisan 2012 Pazar

Laboratuar Günlükleri

Yarın yine izbe laboratuara gidip, Selahattin Amca uyuklarken işlerimi halletmeye çalışacağım. Öğleden önce 3 kere en az kendi kendime "napiyorum ya" diye sorup sonra acıktığımı düşüneceğim. İşin garip kısmı, bunları yaparken garip bir haz alacak olmam. Düzen kurmaya bu kadar meraklı olduğuma bazen ben de şaşırıyorum.

Kimyasallar genel olarak boğazımı yakıyor ve ellerim çok çirkinleşiyor çıktıktan sonra. Bilim bu mu yahu. Bir de ne zaman azcık soluklanayım diyip bilgisayarın başına geçsem Prof. Dr. Hamamcı geliveriyor. Stresli ve sıkıcı bir iş. Hayat yolunda yerine getirmemiz gereken tüm görevler gibi sanırım.

Bir de çok garip bir roman okuyorum bu aralar. Enteresan başladığına göre sonunda düzelir diye düşünmüştüm, ancak bitirmeye baya yakınım, her şey aynı saçmalıkta devam ediyor. Okumaktan çok keyif alıyorum ("Keyif" sözcüğü de bir garip) .Yukarıda görmüş olduğunuz sanat eserini bu romandan ilham alarak koydum :)

Bu arada Jack Vettriano' nun yapıtlarını nasıl buldunuz?

14 Mart 2012 Çarşamba

29 Şubat 2012 Çarşamba


Fink - Yesterday Was Hard On All Of Us
Öncelikle okuyanları bilgilendirmeliyim. Çok hastayım ve aralıksız 78965 saattir kar yağıyor.

Hayatta her şey plandığımız gitmiyor. Dün Ankara'da kar yağar diye tahmin edilmişti ama ben bu kadar hasta olmayı planlamıyordum.

İnsan bazen ne giyeceği üzerine çok düşünüyor. Önce kafasında , sonra dolabın önünde giyip çıkarıyor. Tutturmak istediği çizgiden uzaklaştıkça strese giriyor. Kayboluyor. En sonunda bir şeyler oluşturuyor ve doğru kararı verdiğini sanıyor. En azından doğru kararı vermiş olma ihtimalinin daha çok olmasını umuyor. Bu endişelerle evden çıkıyor. Güneş ışığı, ilk adım...

Büyük bir felaket olmasa da - yuhlanmak ya da bizımla değılsın diyen birileri tarafından aşağılanmak gibi- yolunda gitmeyen bir şeyler olduğuna inanıyorsunuz. Etraftaki insanlar bile daha güzel giyinmiş hatta daha şıklar. Hepsi daha önce yeterince tarzınıza yatırım yapmadığınız ya da yaşadığınız şehirden dolayı gibi. Bahaneleri de diyebiliriz tabi. Bahane de olmayabilirler pekala.

Bir anda daha da kötüsü olabilir. Size gerçek dünyanın hoş olmayan çıplağıyla yüzleştirecek herhangi bir şey. Yapılması gereken bir görev, teslim edilmesi gereken bir ödev ya da para kazanmanız gerektiğini hatırlatacak bir durumla karşılaşmak, hepsi çok iğrençtir. Gerçekten iğrenç. Sonunda insanların pek de bir anlamı olmayan şeyler yaparken stresten tüm benliklerini sıkıştırdıklarını anımsatacak şeyler. Benim nedense aklıma bu durumlarda, daha sonra yarar getireceğini umduğunuz bir durum için bankaya para yatırmak falan geliyor. Bu tiksindiğim şeyleri sürekli yapmak zorundayız, çünkü mevcut düzen içinde yapmak zorunda olduğumuz şeyleri yapmamız ne giydiğimizden daha önemli sanırım.

Umarım sürekli güzel şeyler giyme fırsatı bulduğumuz ve bunun bir önemi olduğu güzel hayatlar yaşarız.

21 Şubat 2012 Salı

Sanırım saatimi kaybettim ve bir türlü aklımdan çıkaramıyorum. Çok üzüldüm ya, umarım bulurum.

Böö çok keyifsizim bu aralar. Hayat ne kadar da zor aman allahım. Her gün buzkarın üzerinden geçip düşmemeye çalışmak ne kadar yorucu. Bankalarda kuyruk beklemek ve saatimi kaybetmek ne kadar üzücü. En zoru yengeç burcu olmak. Bazen gerçekten çok zor.