6 Kasım 2010 Cumartesi

Oturan Boğa


Kendimi çok yorgun hissediyorum. Antreman yapmış olmaktan kaynaklanan, emekleyerek ilerleme isteğinin etkisi altındayım şu an. Yine de bir şeyler yazmaya çalışayım.
Maalesef uzun zamandır mutlu değilim gerçek anlamda. Kötüsü buna bir miktar kafa patlatıyor olmam. Mutluluğun, aldığım kararlar doğrultusunda değişen bir fonksiyon olduğunu tespit edeli epey bir uzun zaman oluyor.
Ancak tespitimin eksikliğini/yanlışlığını fark ettim ve şu şekilde düzelttim : En genel anlamda mutluluğumuz, yapıyor olduklarımızla nasıl yaşadığımıza bağlı. Mutluluğumuz kararlarımıza bağlı olsaydı , otobüse bindiğim için mutlu, kürek çekmeyi seçtiğim için çok mutsuz olmam gerekirdi. (Öyle miyim ?)
Bir gerçekle beraber yaşayamamak, mutsuzluk mu?

İnsan hayatındaki her şeye bağlı mıdır?
Fotogerçekçiler biraz işsiz mi ?

Suşi mi, künefe mi?


Komünist Parti

5 Kasım 2010 Cuma

Haftalık- Fotogerard, Gerhard Richter

"letting a thing come, rather than creating it." Gerhard Richter








2 Kasım 2010 Salı

Hayat beni neden yoruyosun?

Ergenliğime geri dönmüş olabilirim. Ders çalışıyorum, çok yemek yiyorum, insanlara karşı pek sevecenim, algılarım açık, hoşlandığım çocuğu hiç göremiyorum, bir de kahkülüm var.
Çok uzun yazılar yazamıyorum maalesef. Genelde çok yorgun oluyorum. Bu twitter modunda kısa yazılara alışmadan sıyrılmalıyım bundan galiba. Neyse bugün 8 saatlik bir öğlen uykusuna yattım, televizyondaki bütün dizileri izledim, kim ne yapmış, facebooklardan falan takip ettim şimdi ders çalışıcam. Umuyorum.
Bir de "mutlu olmak" konusunda birtakım düşüncelerim var, onları sonra paylaşıcam sanırım.



Ergen tavırlar.1 : dağa kaçmak istiyorum




30 Ekim 2010 Cumartesi

yemek ve insan ilişkileri

özledim...
"Menüyü alabilirim"
iç ses

29 Ekim 2010 Cuma

Haftalık- Appropriation (art), Glenn Brown

"To make something up from scratch is nonsensical. Images are a language. It is impossible to make a painting that is not borrowed- even the images in your dreams refer to reality."Glenn Brown



Şimdi dünyanın en önemli bilim adamları, "Asutay, seni 500 yıl öncesine götürecek bi makineyi denemen için çağırıyoruz, lütfeen gel !" deseler ve 500 yıl öncesine gitsem, o zamanlardaki bilimin gelişmesine bir katkım olur mu, acaba? Ne biliyorsam anlatırım. Kime anlatırım, hangi kuruma at arabasıyla gitmeye çabalarım bilmiyorum ama kızım diye kesin dinlemezler beni. Derlerse "sus kadın" diye; ben de bildiğim şeyleri anlatırım köylü kızlarına hehe. Akışkanlar mekaniği anlatırım, enerji transferini anlatırım. Karbonhidratlar, yağlar, proteinler şöyle; hayvanlar, bitkiler, erkekler böyle derim. Üremeyin derim bi de. Ankara o kadar kalabalıklaştı ki.
Gerçi düşünüyorum da, "hocam, dünya güneş etrafında dönüyor" fikrimle onları aydınlatsam bile, bunu kanıtlayamam. Dünyanın güneş etrafında döndüğünü kanıtlayacak bilgi ve gözleme sahip değilim ne yazık ki. (Cidden biraz düşündüm ama nasıl kanıtlayabileceğim aklıma gelmedi.) Gezegenleri sayarım ama içten dışa. Onlar arasınlar.



Gezegenlerin ortamı

14 Ekim 2010 Perşembe

Erkeksizlik mi daha kötü, kızsızlık mı ?